Araştırma Çıktıları | WoS | Scopus | TR-Dizin | PubMed
Permanent URI for this communityhttps://hdl.handle.net/20.500.14719/1741
Browse
151 results
Search Results
Publication Metadata only HEKİMİN HUKUKİ SORUMLULUĞU(2013) öz Secer; BAHÇEŞEHİR ÜNİVERSİTESİHastalıkları önlemek, tedavi etmek veya hafifletmek için tıbbi faaliyette bulunan hekim, bu faaliyetleri esnasında hukuka aykırı bir davranışla hastasına zarar verdiğinde sorumlu olmaktadır. Özel hukukta sorumluluk kavramı ile bir kimsenin hukuka aykırı bir fiille başkasına vermiş olduğu zararı tazmin etmekle yükümlü olması anlatılmak istenmektedir. Hekimin hukuki sorumluluğu kavramı, hekimin tıbbi faaliyetlerin icrası sırasında, hastasına hukuka aykırı olarak vermiş olduğu zararı tazmin etmekle yükümlü olmasını ifade etmektedir. Sorumluluğun kaynağını hekim ile hasta arasında önceden açık veya örtülü olarak kurulmuş bir akit veya somut olayın özelliklerine göre vekâletsiz işgörme veya haksız bir fiil teşkil eder.Publication Open Access SERUM COPPER AND ZINC STATUS IN OBSTRUCTIVE SLEEP APNEA PATIENTS(2013) Pelin, Zerrin; Akyüz, Akın; Karslı Ceppioğlu, Seher; Akyüz, Süreyya; Yurdun, Türkan; Tanımlanmamış Kurum; Marmara Üniversitesi; Marmara Üniversitesi; Bahçeşehir Üniversitesi; Marmara ÜniversitesiObstrüktif Uyku Apne Sendromu (OUAS) gece içinde sık tekrarlayan nefes durmaları ve azalmaları, sonrasında oluşan oksijen desaturasyonu ve uyanıklık reaksiyonu ile karakterize bir hastalıktır. OUAS'da gece içindeki oksijen değişimlerinin serbest radikal üretimini arttırarak oksidatif strese neden olduğu düşünülmektedir. Bu çalışmada, OUAS'lı hastalarda oksidatif stresin göstergesi olabilecek, antioksidan savunma mekanizmasının önemli yapı taşlarından Bakır (Cu) ve Çinko (Zn) elementleri serum düzeyleri araştırıldı. Çalışmaya alınan hastalar polisomnografi testinin sonucuna göre 4 gruba ayrıldı. Serum Cu ve Zn düzeyleri alevli atomik absorpsiyon cihazında ölçüldü. Tüm hastalarda açlık kan şekeri düzeyi, kan lipid profili (HDL, LDL, trigliserid, total kolestrol), u?re ve kreatinin değerlendirmeye alındı. Serum Cu seviyelerinin, OUAS hastalarında (hafif derecede OUAS: 109±37 µg/dL, orta derecede OUAS: 93±20 µg/dL, ileri derecede OUAS: 97±14 µg/dL) ve sağlıklı kontrollerde (99±37 µg/dL, p>0.05) benzer olduğu görüldü. Serum Zn düzeyleri, OUAS'lı hastalarda, özellikle ileri derecede OUAS'lı hastalarda (hafif derecede OUAS: 79±9 µg/dL, orta derecede OUAS: 79±12 µg/dL, ileri derecede OUAS: 74±18 µg/dL) kontrole (88±12 µg/dL, p<0.05) kıyasla istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşüktür. Bu çalışma ile, ileri OUAS hastalarının daha fazla oksidatif stres altında olduğu ileri sürülmektedir. OUAS'lı hastalarda Zn alımının, oksidatif stres ve etkilerini azaltmada faydalı olabileceği düşünülmektedir.Publication Open Access Autonomic symptoms in idiopathic Parkinson's disease(2014) Candan, Fatma; Arı, Semra; Öztop, Özgür; Arıcı Düz, Özge; Cantürk Aydın, İlknur; Işık, Nihal; İstanbul Medeniyet Üniversitesi; T.C. Sağlık Bakanlığı; T.C. Sağlık Bakanlığı; İstanbul Medipol Üniversitesi; İstanbul Medeniyet Üniversitesi; Bahçeşehir ÜniversitesiAmaç. Otonomik semptomlar, Parkinson hastalığında hayat kalitesini düşüren ve hastalık yükündeetkisi olan temel nedenlerden bir tanesidir. Bu çalışmanın amacı, Parkinson hastalarında OSlarınvarlığının araştırılması ve bu semptomlar ile hastalığın demografik ve klinik özellikleri arasındakiilişkinin incelenmesidir. Yöntem. Çalışmaya 66 İdiopatik Parkinson hastası (47E) dahil edildi.Hastalar, OSları kapsamlı olarak tarayan 23 adet sorunun 6 ana alanda sorgulandığı bir anket(SKOPA-AUT Questionary) ile değerlendirildi. Bu anket ile gastrointestinal fonksiyonlar (7 soru),Üriner fonnksiyonlar (6 soru), kardiovasküler (3 soru), termoregulatuar (4 soru), pupillomotor (1soru) ve seksüel fonksiyonlar (2 soru erkek, 2 soru kadın için) sorgulandı. Semptomların son 1 ayiçindeki varlığı göz önünde bulunduruldu. Toplam skor 69 olup her soru 0 dan (hiç semptom yok)3e (sıklıkla semtom var) kadar skorlandı. Sempomlar ile hastaların yaşı, cinsiyeti, hastalıkbaşlangıç yaşı, hastalık süresi ve Hoenh&Yahr (H&Y) evresi ile arasındaki ilişki incelendi.Bulgular. Hastaların ortalama yaşı 67,1 (9,5), süresi 5,1 (3,9), hastalık başlangıç yaşı 59 (10,9) yılve ortalama Hoehn &Yahr evresi 1,9 (0,75, I-IV) idi. Total SKOPA-AUT skoru 15,9 idi. Totalskor ile yaş ve cinsiyet arasında bir ilişki olmayıp (p>0,05), hastalık süresi ve evresi arasındaanlamlı bir ilişki bulundu (p<0,05). OSların en fazla gözlendiği alan gastrointestinal sistem oluphastalık süresi ve şiddeti ile de ilişkili olduğu saptandı. Sonuç. PHnın erken evrelerinde ve hattahastalığın başlangıç dönemlerinde dahi OSlar görülebilmekte ve hastalık şiddeti ve süresi ile deartış göstermektedir. Parkinson hastalarında OSlara yönelik ileri tetkik ve tedavinin planlanması,hastaların hayat kalitesini arttıracaktır.Publication Open Access Bubble Over the Head: Adeloye-Odeku Disease in a Turkish Child-Case Report(2014) Tanrıkulu, Bahattin; Ekşi, Murat Şakir; Yılmaz, Baran; Urgun, Kamran; Bayri, Yaşar; Marmara Üniversitesi; Marmara Üniversitesi; T.C. Sağlık Bakanlığı; Bahçeşehir Üniversitesi; Marmara ÜniversitesiAdeloye-Odeku hastalığı, anterior fontanel üzerinde yerleşimli dermoid kistleri tanımlar ve ilk kez 1971 yılında literatüre girmiştir. Bregmaüzerinde yumuşak ve hareketli bir şişlik tespit ettiğimiz, 11 yaşındaki bir kız olguyu sunmaktayız. Lezyon içeriği T2 ve FLAIR ağırlıklı MRincelemelerinde beyin-omurilik sıvısı ile izointensti. Beyin tomografisinde lezyonun altındaki kalvaryumda kemik defekt vardı. Lezyontamamen çıkarıldı ve histopatolojik tanısı dermoid kist olarak geldi. Bu olguda daha önce bildirilmemiş olan, lezyon ile sagital sinüs arasındafibröz bir bantın varlığıydı. Bu sebeple, bu tür lezyonlar her ne kadar subaponörotik yerleşimli olsalar da, ameliyatı planlamadan önce olgularınnöroradyolojik çalışmaları detaylı olarak yapılmalıdır.Publication Open Access Endovasküler aortik onarımda tek merkez deneyimi: Teknik ve klinik yönlerin incelenmesi(2014) Güçlü, Orkut; Yümün, Gündüz; Tiryakioğlu, Osman; Demirtaş, Sinan; Tezcan, Orhan; Karahan, Oğuz; Çalışkan, Ahmet; Yavuz, Celal; Dicle Üniversitesi; Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi; Bahçeşehir Üniversitesi; Dicle Üniversitesi; Dicle Üniversitesi; Dicle Üniversitesi; Dicle Üniversitesi; Dicle ÜniversitesiAmaç: Bu çalışmanın amacı, cerrahisi yüksek riskli aortik patolojiye sahip hastalarda uyguladığımız Endovasküler Aortik Onarım tecrübelerimizin paylaşılması ve önceki raporlarla, gelişen mortalite, komplikasyonlar, ek girişimler açısından kıyaslanarak literatüre katkı sağlanmasıdır. Yöntemler: Retrospektif olarak endovasküler aortik onarım uygulanan hastalar değerlendirildi. Perioperatif 1 aylık mortalite, prosedür esnasındaki ek girişimler, gelişen komplikasyonlar, endoleak tipleri, uygulanan anestezi yöntemi, hastalığın tanısı, komorbid faktörleri ve demografik veriler kaydedildi. Sonuçlar literatürdeki veriler ile karşılaştırıldı. Bulgular: Abdominal endovasküler aortik onarım (EVAR) 19 hastaya uygulandı. Torasik endovasküler aortik onarım (TEVAR) 11 hastaya uygulandı. EVAR hastaları abdominal aort anevrizma tanısı ile işleme alındı. Bu hastaların 9 u rüptür nedeniyle acil olarak opere edildi. TEVAR uygulanan 8 hasta Tip 3 aort diseksiyonu, 1 hasta ise transeksiyon nedeniyle işleme alındı. Tüm vakaların 1 aylık mortalitesi % 10 ( 3 hasta) olarak bulundu. Endoleak gelişen 6 hastadan, 3 tanesi Tip1a, 2 tanesi Tip1 b ve 1 tanesi de Tip 2 idi. İki hastaya Tip1a ve 1 hastaya daTip1b endoleak nedeniyle balon anjioplasti yapıldı. Bir hastada postoperatif kontrast nefropatisine bağlı kronik böbrek yetmezliği(% 3,3) gelişti. Postoperatif dönemde hematom nedeniyle 2 (%6,7) hastada reeksplorasyon uygulandı. Sonuç: Endovasküler yöntemler aort patolojilerinde teknolojinin de ilerlemesiyle sıkça tercih edilen bir tedavi yöntemi haline gelmiştir. Bizim serimizde olduğu gibi cerrahi açıdan ciddi risk taşıyan hasta grubunda endovasküler yöntemlerin güvenle tercih edilebilecek bir alternatif olduğu kanaatindeyiz.Publication Open Access The morphologic and functional features of LAD myocardial bridging at multi-detector computed tomography coronary angiography: correlation with coronary artery disease(2015) Aydın, Ahmet Alper; Çubuk, Rahmi; Atasoy, Mehmet Mahir; Dağdeviren, Bahadır; Gürol, Tayfun; Soylu, Özer; Bahçeşehir Üniversitesi; Maltepe Üniversitesi; Maltepe Üniversitesi; Bahçeşehir Üniversitesi; Bahçeşehir Üniversitesi; Bahçeşehir ÜniversitesiAmaç Çalışmamızın amacı çok kesitli bilgisayarlı tomografi (ÇKBT) ile saptanan sol ön inen arter (LAD) miyokart köprülerinin (MK) morfolojik ve fonksiyonel özelliklerini ve koroner arter hastalığı ile ilişkisini geriye dönük olarak değerlendirmektir.Çalışma planı Çalışmaya ÇKBT ile koroner anjiyografi yapılan 191 ardışık hasta dahil edildi. Koroner lezyonlar ve MKnin morfolojik özellikleri (derinlik, uzunluk, koroner ağzına olan uzaklığı) incelendi.Bulgular Çok kesitli bilgisayarlı tomografi ile LADde 41 hastada (%21.5) MK tespit edildi. MK proksimalinde aterosklerotik lezyon %49 (20/41) oranında saptandı. MK segmentinin derinliği ile sistolik baskının derecesi arasında istatistiki olarak anlamlı ilişki saptandı (r=0.538, p<0.01). MB segmentinin koroner ağzından uzaklığı ile sistolik baskının derecesi arasında ilişki saptanmadı. MK segmentinin uzunluğu ile sistolik baskı derecesi arasında ilişki saptanmadı (r=0.058, p=0.721). MKnin morfolojik özellikleri ile proksimal bölümde saptanan koroner arter hastalığı arasında ilişki bulunamadı.Sonuç Çok kesitli bilgisayarlı tomografi ile MKnin fonksiyonel ve morfolojik özellikleri iyi bir şekilde belirlenebilir. MK olan koroner segmentinin derinliği, baskı derecesi ile ilişkili olup MK özellikleri ile MKnin proksimal bölümünde gözlenen koroner arter hastalığı arasında ilişki saptanmamıştır.Publication Open Access Central corneal thickness in type II diabetes mellitus: is it relatedto the severity of diabetic retinopathy?(2015) Yabaş Kızıloğlu, Özge; Toygar, Okan; Akova, Yonca; Sızmaz, Selçuk; Pelit, Aysel; Bahçeşehir Üniversitesi; Bahçeşehir Üniversitesi; T.C. Sağlık Bakanlığı; Çukurova Üniversitesi; Başkent ÜniversitesiBackground/aim: To compare the central corneal thickness (CCT) of type II diabetes mellitus patients with age- and sex-matched healthy subjects and to determine the association of the severity of diabetic retinopathy and CCT. Materials and methods: Type II diabetes mellitus patients without retinopathy, with nonproliferative retinopathy, and with proliferative retinopathy were organized as the three subgroups of the study group, and an age- and sex-matched control group was formed. All subjects underwent full ophthalmological examination and CCT measurement with ultrasonographic pachymetry. CCT values were compared between diabetic and healthy subjects and between the three diabetic subgroups. Correlation analysis was performed to determine any relationship between CCT and intraocular pressure. Results: The average CCT was significantly higher in diabetic patients than in the control group (P = 0.04). CCT in diabetic patients without retinopathy did not significantly differ from that of patients with retinopathy (P = 0.64). Similarly, there was no significant difference in CCT between nonproliferative and proliferative diabetic retinopathy patients (P = 0.47). In the whole study population, CCT was significantly correlated with intraocular pressure (P <, 0.01). Conclusion: CCT is significantly increased in type II diabetes mellitus patients with respect to controls. Retinal disease severity does not seem to have an effect on corneal thickness.Publication Open Access Tiroid cerrahisi sonrası hipokalsemi gelişimini etkileyen faktörler(2015) Yetkin, Sıtkı Gürkan; Mihmanlı, Mehmet; Uludağ, Mehmet; Çitgez, Bülent; Aygün, Nurcihan; Besler, Evren; İşgör, Adnan; T.C. Sağlık Bakanlığı; T.C. Sağlık Bakanlığı; T.C. Sağlık Bakanlığı; T.C. Sağlık Bakanlığı; T.C. Sağlık Bakanlığı; T.C. Sağlık Bakanlığı; Bahçeşehir ÜniversitesiAmaç: Tiroidektomi sonrası geçici hipokalsemi en sık görülen komplikasyondur ve oluştuğunda kolaytedavi edilir. Geçici hipokalsemi ile ilişkili esas problem hastanede kalış süresini uzatmasıdır. Bu çalış -manın amacı tiroid cerrahisi uygulanan hasta grubunda postoperatif geçici hipokalsemi için risk fak -törlerini belirlemekti.Gereç ve Yöntem: Ocak 2012 - Aralık 2013 tarihleri arasında total tiroidektomi uygulanan 177 has -tanın verileri retrospektif olarak değerlendirildi. Hipokalsemi total serum kalsiyum düzeyinin 8 mg/dl altında olması olarak tanımlandı. Geçici hipokalsemi total tiroidektomiyi takiben 6 ayda hipokalse -minin iyileşmesi olarak tanımlandı. Geçici hipokalsemi için risk faktörleri olarak cinsiyet, preopera -tif D vitamini eksikliği, reküren hastalık için cerrahi girişim, hipertiroidi varlığı, görülen ve korunanparatiroid bez sayısı, paratiroid bez ekimi yapılması, patolojik spesmende çıkarılan paratiroid bezivarlığı değerlendirildi. İstatistik değerlendirmede Nominal Lojistik Regresyon analizi, Ki-kare testive Fisherin Kesinlik testi kullanıldı.Bulgular: Çalışmadaki 177 hastanın (150K, 27E) 37sinde (%20.9) geçici hipokalsemi gelişti. Nominalregresyon analizinde sadece patolojik spesmende çıkarılan paratiroid bezi varlığı (p=0.025) geçicihipokalsemi için bağımsız değişken faktör olarak belirlendi.Sonuç: Patolojik spesmende paratiroid bezi varlığı yüksek oranda geçici hipokalsemiden sorumludur.Tiroidektomi esnasında cerrahi spesmenin intraoperatif dikkatli incelenmesi uygunsuz paratiroidek -tomi insidansını azaltabilir.Publication Open Access Epidural Anesthesia in Elective lumbar Microdiscectomy Surgery: Is It Safe and Effective?(2015) Ekşi, Murat Şakir; Akakın, Akın; Yılmaz, Baran; Akay, Alp; Şahin, Soner; Konya, Deniz; Yabancı Kurumlar; Bahçeşehir Üniversitesi; Bahçeşehir Üniversitesi; Bahçeşehir Üniversitesi; T.C. Sağlık Bakanlığı; Bahçeşehir ÜniversitesiAMAÇ: Çalışmada, elektif lomber mikrodiskektomi cerrahisinde epidural anestezinin güvenirliğini ve etkinliğini değerlendirmeyi amaçladık.YÖNTEM ve GEREÇLER: Tek seviye lomber disk hernisi tanısı ile opere edilmek üzere bir üniversite hastanesinin omurga cerrahisi merkezineMayıs 2012 ile Aralık 2013 tarihleri arasında başvuran ve çalışmaya katılmayı kabul eden 27 hasta (%78I kadın) çalışmaya dahil edildi. Hastalarınklinik, demografik ve per-operatif verileri prospektif olarak toplandı.BULGULAR: Ortalama yaş 60,04 yıldı. Hastaların ortalama kilo, boy ve vücut kitle indeksleri sırasıyla 77,7 kg, 160,22 cm, 30,26ydı. Ameliyatortalama süresi 45,56 dakikaydı. Ağrı için VAS skoru erken post-operatif dönemde 0,78di, post-operatif 4. saatte 0,52ye ve 24. saatte 0,35e düştü.Ramsay sedasyon skalası (RSS) skoru post-operatif erken dönemde 2,07ydi, 4. saatte 1,93e, 24. saatte 1,88e geriledi. Hastaların demografikverileri ile RSS skorunun korelasyon içinde olduğu tek veri hasta kilosuydu. Sadece erken post-operatif dönemde bu korelasyon gözlemlendi.Dördüncü saatteki ve 24. saatteki VAS skorunda iyileşme sırasıyla %28 ve %31dir. Sadece 3 hastada post-operatif izlemde bulantı oldu ve buhastalardan biri kustu. Bunun dışında hastalarda ciddi bir komplikasyon görülmedi. Bütün hastalar epidural anestezi prosedüründen memnunolduklarını ve ileride benzer bir durumunda tekrar aynı anestezi yöntemini tercih edebileceklerini bildirdiler. SONUÇ: Elektif lomber mikrodiskektomi cerrahisinde epidural anestezi, güvenli ve etkili bir yöntemdir.Publication Open Access Türkiye'deki Epilepsili Hastalarda Yaşam Kalitesi Ölçeği'nin (QOLIE-31) Geçerlik ve Güvenirliği(2015) Bolayır, Ertuğrul; Durna, Zehra; Mollaoğlu, Mukadder; Sivas Cumhuriyet Üniversitesi; Bahçeşehir Üniversitesi; Sivas Cumhuriyet ÜniversitesiAmaç: Türkiye'deki epileptik hastalarda Epilepsili Hastalarda Yaşam Kalitesi Ölçeği'nin (QoLIE-31) geçerlik ve güvenirliğini yapmaktır. Yöntem: Çalışma metodolojik olarak gerçekleştirildi. Ölçeğin Türkçeye adaptasyonunu sağlamak için İngilizceden-Türkçeye, Türkçeden-İngilizceye çevirisi yapılarak standart bir form oluşturuldu. Dil geçerliliği sağlanan QOLIE-31'in kapsam geçerliliği uzman görüşleri alınarak yapıldı. Test-tekrar test güvenirliği, madde toplam puan korelasyonu ve iç tutarlık analizi ile ölçeğin güvenirliği test edildi. Yapı geçerliği için QOLIE-31, önceden geçerliği saptanmış Nottingham Sağlık Profili (NSP) ile karşılaştırıldı. Bulgular: Yüz kırk sekiz epileptik hasta (62 kadın, 86 erkek) üzerinde yapılan çalışmada yaş ortalaması 32,5 (SS: 10,71) yıl olarak bulundu. Ölçeğin kapsam geçerlik indeksi 0,85, Cronbach alfa katsayısı 0,91, madde toplam puan korelasyonları 0,46 ile 0,74 (p=0,001) arasındaydı. Test-tekrar test korelasyonu oldukça yüksekti. QOLIE-31 ve NSP puanları arasında yakın bir korelasyon bulundu. QOLIE-31 toplam ölçek puanının 56,4 (SS: 17,3) olduğu, alt ölçekler arasında en düşük ortalama nöbete ilişkin kaygılar alt boyutunda (48.9, SS: 29,82) iken, en yüksek ortalamanın sosyal fonksiyon boyutunda (60,1, SS, 20,12) olduğu belirlendi. QOLIE-31 ve NSP alt boyutları arasında yakın ilişki elde edildi. Özellikle QOLIE-31 Emosyonel İyilik ve NSP Emosyonel tepki, sosyal izolasyon ve Ağrı arasında güçlü bir ilişki vardı. Ayrıca, Sosyal Fonksiyon ile NSP Sosyal izolasyon ve Fiziksel Yetenekler arasında ilişki bulundu. Nöbete İlişkin Kaygılar ile NSP Sosyal İzolasyon, Emosyonel Tepkiler ve Bilişsel Fonksiyon ve NSP Enerji, Emosyonel Tepkiler, Ağrı arasındaki ilişkinin anlamlı olduğu görüldü. Sonuç: Türkçeye uyarlanan Epilepsili Hastalarda Yaşam Kalitesi Ölçeği (QoLIE-31) epilepsili hastaların yaşam kalitelerini değerlendirmede kullanılabilecek geçerli ve güvenilir bir araçtır.
