Araştırma Çıktıları | WoS | Scopus | TR-Dizin | PubMed
Permanent URI for this communityhttps://hdl.handle.net/20.500.14719/1741
Browse
4 results
Search Results
Publication Metadata only A review on the relationship between gluten and schizophrenia: Is gluten the cause?(Taylor and Francis Ltd. [email protected], 2018) Ergün, Can; Urhan, Murat; Ayer, Ahmet; Ergün, Can, Department of Nutrition and Dietetics, Bahçeşehir Üniversitesi, Istanbul, Turkey; Urhan, Murat, Manisa Mental Health and Diseases Hospital, Manisa, Turkey; Ayer, Ahmet, Manisa Mental Health and Diseases Hospital, Manisa, TurkeyIntroduction: Schizophrenia is a chronic disease that possesses various clinical manifestations. It presents rather heterogeneous characteristics with respect to onset type, symptoms, and the course of the disease. Although the lifetime prevalence is as low as 1%, it can cause serious disability. Thus, it is very important to develop efficient treatment methods. In some studies, it is hypothesized that removing gluten from the diet leads to a significant improvement in disease symptoms. Epidemiological studies revealed that the prevalence of celiac disease among schizophrenic patients is almost two times higher than that of the general population. Objective: In this review, we evaluate the effects of gluten and celiac disease on the onset of schizophrenia. Efficacy of gluten-free diet applications, antibody response against gluten, and the interaction of the brain–gut axis and the presence of common genetic points are also investigated. Methods: Without any publication date restriction, Pubmed database searches were made for ‘schizophrenia, gluten, gliadin, celiac disease, exorphin, brain-gut axis, psychiatric disorders.' The keywords and the articles about the schizophrenia–celiac disease relationship are included in our review. Results: Several studies presented evidence to suggest that symptoms associated with schizophrenia were minimized when gluten was excluded from patients’ diets. Immunological searches revealed that most schizophrenic patients with increased anti-gliadin antibodies did not possess celiac disease, yet, the presence of increased antibodies against gliadin can be the share point of the immunological abnormalities found in both of the diseases. Discussion: There were no consistent results in the clinical, immunological, microbiological, and epidemiological studies that investigated the relationship between schizophrenia and celiac disease. This presents a need for a larger scale study to confirm the presence of this suggested correlation between schizophrenia and celiac disease. The underlying mechanisms between the two diseases should be explored. © 2019 Elsevier B.V., All rights reserved.Publication Open Access Gelişmiş Bazı Ülkelerin Beslenme Politikalarının Değerlendirilmesi(2013) Ergün, Can; Alp, Aslı; Bahçeşehir Üniversitesi; Doğu Akdeniz ÜniversitesiUlusal politikaların belirlenmesi sürecinde, çeşitli hükümet bakanlıkları belirli bir plan döneminde uygulanmak üzere programlar hazırlamaktadırlar. Ulusal politikanın bu yönleri, özellikle bir ülkedeki toplumun beslenme durumunu iyileştirmek üzere tasarlanmışsa bu tür politikalar beslenme politikası olarak tanımlanmaktadır. Beslenme politikalarının temel amacı, özellikle düşük gelirli bireylerde, gebelik, bebeklik, laktasyon ve yaşlılık gibi yaşamın kritik dönemlerinde, bireylerin optimal sağlığa ulaşmalarını sağlamak ve besin yetersizlikleriyle beraber kalp-damar hastalıkları, kanser gibi kronik hastalıkları önlemektir. Tüm dünyada insanların beslenme ve yaşam tarzları dramatik şekilde değişikliğe uğradığından ve kronik hastalıkların prevalansı günden güne arttığından birçok ülke besin ve beslenme konusunda ulusal eylem planları ve politikaları geliştirmişlerdir. Bir ülkenin beslenme politikasına sahip olması, politika amaçlarının gerçekleştiği anlamına gelmez. Politika hedeflerinin belirsiz olması politikanın doğru şekilde uygulanamamasına neden olur ya da kaynak veya kapasite yetersizliği nedeniyle hayata geçirilemez. Birçok ülke gelişmiş politikalara sahip olsa bile bu politikaların bazı eksiklikleri vardır. Örneğin, birçok beslenme politikası cinsiyet ve grup farklılıklarını kapsamamakta ve politika ve programlar tasarlanırken evrensel politikalar ile hedeflenen politikaların nasıl birleştirileceği dikkate alınmamaktadır. Böyle olunca günümüzdeki beslenme politikalarının çoğu halk sağlığı uygulamaları ile büyük ölçüde bir uyumsuzluk içindedir. Beslenme politikalarının uygulanmasında ve değerlendirilmesinde daha güçlü bir desteğe gereksinim vardır ve gerçekleştirilmesi planlanan müdahalelerin çevresel yaklaşımları da içermesi gerekmektedir. Beslenme politikaları kapsamında iyi planlanmış müdahale programları ile toplumun beslenme durumu ve sağlığı belirgin bir şekilde iyileştirilebilir.Publication Open Access Kurkuminin Metabolik Sendrom Bileşenleri Üzerine Etkileri(2019) Ergün, Can; Urhan, Murat; Bahçeşehir Üniversitesi; Ege ÜniversitesiKurkumin, zerdeçal olarak bilinen Curcuma longa isimli bitkinin köklerinden elde edilmektedir. Kurkuminin glikoliz aktivasyonu, hepatik glukoneogenezin inhibisyonu ve lipit metabolizmasının azaltılması yoluyla glukoz homeostazına aracılık etmektedir. Nükleer faktör-kappa Binhibitörü olan kurkumin insülin direncinin hafifletilmesinde yardımcıdır, peroksizom proliferatörü aktive reseptör gamayı aktive ederek hipoglisemik etkiler göstermekte ve böylece kanglukoz seviyelerindeki artışları baskılayabilmektedir. Kurkuminin insülin sekresyonu üzerindebir etkiye sahip olabileceğini gösteren çalışmalar mevcuttur. Arterlerdeki Ang II Tip-1 reseptörüekspresyonunu düzenleyerek metabolik sendromun önemli bileşenlerinden biri olan hipertansiyon gelişimini önleyebilmektedir. Kurkuminlerin trigliserid düşürücü etkileri çeşitli deneyselçalışmalarda doğrulanmıştır. Trigliserid sentezini düşüren ve yağ asidi oksidasyonunu artıranlipit metabolizması üzerindeki etkisine ek olarak, kurkuminin bazal metabolik hızı ve bazı sitokinlerin salınımını artırarak vücut ağırlığını da azaltabileceğini gösteren kanıtlar bulunmaktadır. Kurkuminlerin hepatik yağ birikimini azalttığı ve lipojenik faktörleri aşağı regüle edereksteatozu önlediği saptanmıştır. Ayrıca, sistemik inflamasyonun biyobelirteçlerini, hepatosit hasarını ve oksidatif stresi azaltmakta, insülin duyarlılığını ve glisemik kontrolü geliştirmektedir.Kurkumin, hepatik enzimler HMG-CoA redüktaz ve açil CoA kolesterol açiltransferazı baskılayarak hepatik kolesterol ve total kolesterol seviyelerini düşürmektedir. Ek olarak, hepatik yağlıasit sentaz aktivitesini inhibe etmekte ve yağ asitlerinin beta oksidasyonunu artırmaktadır. Kurkuminin metabolik sendromun neden olduğu parametreleri düzelterek ve olumsuz etkilerini ortadan kaldırarak metabolik sendromun tedavisinde umut verici bir ajan olduğu düşünülmektedir.Publication Open Access Tip 1 Diyabet, Egzersiz ve Beslenme(2019) Ergün, Can; Kenger, Emre Batuhan; Bahçeşehir Üniversitesi; Bahçeşehir ÜniversitesiDiyabetli bireylerin tedavisinde tıbbi beslenme tedavisi ve egzersiz, yaşam tarzı değişikliklerinin temelini oluşturmaktadır. Egzersizin olası komplikasyonlarının önlenmesi için egzersiz öncesi, sırası ve sonrasında egzersizin tipi, süresi ve yoğunluğuna göre beslenme planının yapılmasıgerekmektedir. Egzersiz, fiziksel uygunluğu artırmak için yapılandırılmış ve tasarlanmış daha spesifik bir fiziksel aktivite şeklidir. Egzersizin kan şekeri kontrolünü iyileştirdiği, kardiyovaskülerrisk faktörlerini azalttığı, kilo kaybına katkıda bulunduğu ve kişilerin daha iyi hissetmesini sağladığı gösterilmiştir. Tip 1 diyabetli kişiler tarafından yapılan çeşitli egzersiz türlerine metabolik venöroendokrin tepkilerinin anlaşılması, uygun beslenme ve insülin yönetimi stratejilerinin belirlenmesi için gereklidir. Tip 1 diyabette, egzersize verilen glisemik cevaplar, insülinin uygulandığıyer, dolaşımdaki insülin miktarı, egzersiz öncesi kan glukoz konsantrasyonu, son öğün veya atıştırmanın bileşimi ve yoğunluğu ile faaliyetin süresi ile ilişkilidir. Egzersiz sırasında dolaşımdakiartan insülin konsantrasyonları, hepatik glukoz üretimine göre artan glukoz atılımını teşvik eder velipolizi geciktirebilir. Kasların bir yakıt olarak glukoza bağımlılığını artırmaktadır. Hipoglisemiçoğu hastada aerobik egzersize başladıktan yaklaşık 45 dk içerisinde gelişmektedir. Tip 1 diyabetlihem antrenmanlı hem de antrenmansız bireylerin, aerobik egzersize başlamadan önce karbonhidrat alımını arttırmaları veya insülin dozunu azaltmaları veya her ikisini de uygulamaları gerekmektedir. Diyabetli birçok birey için, tedavi planının en zor olan kısmı ne yiyeceğini belirlemek vebir yemek planını takip etmektir. Beslenme tedavisinin genel diyabet yönetiminde ayrılmaz birrolü vardır ve diyabetli her birey, kişiselleştirilmiş bir beslenme planının iş birliğine dayalı gelişimide dâhil olmak üzere sağlık ekibiyle birlikte eğitim, öz yönetim ve tedavi planlaması ile aktif olarak ilgilenmelidir.
