Araştırma Çıktıları | WoS | Scopus | TR-Dizin | PubMed
Permanent URI for this communityhttps://hdl.handle.net/20.500.14719/1741
Browse
3 results
Search Results
Publication Open Access Kurkuminin Metabolik Sendrom Bileşenleri Üzerine Etkileri(2019) Ergün, Can; Urhan, Murat; Bahçeşehir Üniversitesi; Ege ÜniversitesiKurkumin, zerdeçal olarak bilinen Curcuma longa isimli bitkinin köklerinden elde edilmektedir. Kurkuminin glikoliz aktivasyonu, hepatik glukoneogenezin inhibisyonu ve lipit metabolizmasının azaltılması yoluyla glukoz homeostazına aracılık etmektedir. Nükleer faktör-kappa Binhibitörü olan kurkumin insülin direncinin hafifletilmesinde yardımcıdır, peroksizom proliferatörü aktive reseptör gamayı aktive ederek hipoglisemik etkiler göstermekte ve böylece kanglukoz seviyelerindeki artışları baskılayabilmektedir. Kurkuminin insülin sekresyonu üzerindebir etkiye sahip olabileceğini gösteren çalışmalar mevcuttur. Arterlerdeki Ang II Tip-1 reseptörüekspresyonunu düzenleyerek metabolik sendromun önemli bileşenlerinden biri olan hipertansiyon gelişimini önleyebilmektedir. Kurkuminlerin trigliserid düşürücü etkileri çeşitli deneyselçalışmalarda doğrulanmıştır. Trigliserid sentezini düşüren ve yağ asidi oksidasyonunu artıranlipit metabolizması üzerindeki etkisine ek olarak, kurkuminin bazal metabolik hızı ve bazı sitokinlerin salınımını artırarak vücut ağırlığını da azaltabileceğini gösteren kanıtlar bulunmaktadır. Kurkuminlerin hepatik yağ birikimini azalttığı ve lipojenik faktörleri aşağı regüle edereksteatozu önlediği saptanmıştır. Ayrıca, sistemik inflamasyonun biyobelirteçlerini, hepatosit hasarını ve oksidatif stresi azaltmakta, insülin duyarlılığını ve glisemik kontrolü geliştirmektedir.Kurkumin, hepatik enzimler HMG-CoA redüktaz ve açil CoA kolesterol açiltransferazı baskılayarak hepatik kolesterol ve total kolesterol seviyelerini düşürmektedir. Ek olarak, hepatik yağlıasit sentaz aktivitesini inhibe etmekte ve yağ asitlerinin beta oksidasyonunu artırmaktadır. Kurkuminin metabolik sendromun neden olduğu parametreleri düzelterek ve olumsuz etkilerini ortadan kaldırarak metabolik sendromun tedavisinde umut verici bir ajan olduğu düşünülmektedir.Publication Open Access Tip 1 Diyabet, Egzersiz ve Beslenme(2019) Ergün, Can; Kenger, Emre Batuhan; Bahçeşehir Üniversitesi; Bahçeşehir ÜniversitesiDiyabetli bireylerin tedavisinde tıbbi beslenme tedavisi ve egzersiz, yaşam tarzı değişikliklerinin temelini oluşturmaktadır. Egzersizin olası komplikasyonlarının önlenmesi için egzersiz öncesi, sırası ve sonrasında egzersizin tipi, süresi ve yoğunluğuna göre beslenme planının yapılmasıgerekmektedir. Egzersiz, fiziksel uygunluğu artırmak için yapılandırılmış ve tasarlanmış daha spesifik bir fiziksel aktivite şeklidir. Egzersizin kan şekeri kontrolünü iyileştirdiği, kardiyovaskülerrisk faktörlerini azalttığı, kilo kaybına katkıda bulunduğu ve kişilerin daha iyi hissetmesini sağladığı gösterilmiştir. Tip 1 diyabetli kişiler tarafından yapılan çeşitli egzersiz türlerine metabolik venöroendokrin tepkilerinin anlaşılması, uygun beslenme ve insülin yönetimi stratejilerinin belirlenmesi için gereklidir. Tip 1 diyabette, egzersize verilen glisemik cevaplar, insülinin uygulandığıyer, dolaşımdaki insülin miktarı, egzersiz öncesi kan glukoz konsantrasyonu, son öğün veya atıştırmanın bileşimi ve yoğunluğu ile faaliyetin süresi ile ilişkilidir. Egzersiz sırasında dolaşımdakiartan insülin konsantrasyonları, hepatik glukoz üretimine göre artan glukoz atılımını teşvik eder velipolizi geciktirebilir. Kasların bir yakıt olarak glukoza bağımlılığını artırmaktadır. Hipoglisemiçoğu hastada aerobik egzersize başladıktan yaklaşık 45 dk içerisinde gelişmektedir. Tip 1 diyabetlihem antrenmanlı hem de antrenmansız bireylerin, aerobik egzersize başlamadan önce karbonhidrat alımını arttırmaları veya insülin dozunu azaltmaları veya her ikisini de uygulamaları gerekmektedir. Diyabetli birçok birey için, tedavi planının en zor olan kısmı ne yiyeceğini belirlemek vebir yemek planını takip etmektir. Beslenme tedavisinin genel diyabet yönetiminde ayrılmaz birrolü vardır ve diyabetli her birey, kişiselleştirilmiş bir beslenme planının iş birliğine dayalı gelişimide dâhil olmak üzere sağlık ekibiyle birlikte eğitim, öz yönetim ve tedavi planlaması ile aktif olarak ilgilenmelidir.Publication Open Access Main Surgical Principles and Methods in Surgical Treatment of Primary Hyperparathyroidism(2019) Uludağ, Mehmet; Aygün, Nurcihan; İşgör, Adnan; Sağlık Bilimleri Üniversitesi; Sağlık Bilimleri Üniversitesi; Bahçeşehir ÜniversitesiThe only curative treatment for primary hyperparathyroidism (pHPT) is surgery. The most important factors that increase the success rate of a parathyroidectomy are the establishment of the correct diagnosis and the surgeon’s good knowledge of anatomyand embryology. The lower parathyroid glands develop from the dorsal portion of the third pharyngeal pouch, and the upperparathyroid glands from the fourth pharyngeal pouch. Humans typically have 4 parathyroid glands, however, more than 4 andfewer than 4 have been observed. Typically, the upper parathyroid glands are located in the cricothyroid junction area on theposterolateral portion of the middle and upper third of the thyroid, while the lower parathyroids are located in an area 1 cm indiameter located posterior, lateral, or anterolateral to the lower thyroid pole. Ectopic locations of parathyroid glands outside thenormal anatomical regions due to the abnormal migration during embryological development or acquired ectopy due to migration of enlarged parathyroids are not uncommon. There are various surgical techniques to treat HPT, however, 2 main surgical options are used: bilateral neck exploration (BNE) and minimally invasive parathyroidectomy (MIP). While there are open, endoscopic,and video-assisted MIP (MIVAP) approaches, most often an open lateral MIP technique is used. In addition, endoscopic or roboticparathyroidectomy methods performed from remote regions outside the neck have been reported. Although currently MIP is thestandard treatment option in selected patients with positive imaging, BNE remains the gold standard procedure in parathyroidsurgery. In 80% to 90% of patients with pHPT, a pathological parathyroid gland can be detected with preoperative imaging methods and MIP can be applied. However, the pathological gland may not be found during a MIP procedure as a result of false positiveresults. The parathyroid surgeon must also know the BNE technique and be able to switch to BNE and change the surgical strategyif necessary. If the intended gland is not found in its normal anatomical site, possible embryological and acquired ectopic locationsshould be investigated. It should be kept in mind that MIP and BNE are not alternatives to each other, but rather complementarytechniques for successful treatment in parathyroid surgery.
