Araştırma Çıktıları | WoS | Scopus | TR-Dizin | PubMed

Permanent URI for this communityhttps://hdl.handle.net/20.500.14719/1741

Browse

Search Results

Now showing 1 - 10 of 101
  • PublicationOpen Access
    Pure Brucellar Discitis Mimicking Lumbar Disc Herniation: A Case Report and Review of The Literature
    (2013) Ekşi, Murat Şakir; Dağçınar, Adnan; Bayri, Yaşar; Özen, Ali; Konya, Deniz; Marmara Üniversitesi; Marmara Üniversitesi; Marmara Üniversitesi; Marmara Üniversitesi; Bahçeşehir Üniversitesi
    Brusellozis, zoonotik bir enfeksiyon olup, Orta Doğu, Akdeniz bölgesi, Orta ve GüneyAmerika'da endemiktir. Kemik-eklem tutulumu en yaygın hastalık formudur, omurga bugrubun içinde üçüncü sıradadır. Bu yazıda, lomber disk hernisi kliniği ile başvuran 36 yaşındaerkek hastayı sunmaktayız. Lomber manyetik rezonans görüntülemede, sağ L5-S1 ekstrüdedisk hernisi saptandı ve hasta opere edildi. Frozen tanısı enflamatuvar süreç olarak raporlandıve doku kültüründe Brusella melitensis üredi. Rifampisin ve doksisiklin tedavisi aldı. Altı aysonraki takibinde kliniği, laboratuvar ve radyoloji tetkik sonuçları normal geldi. Kliniktakipleri devam etmekle beraber medikal tedavisi 6 ay sonunda sonlandırıldı. Spondilitolmadan diskit, brusella hastalığında oldukça nadirdir. Literatürde bugüne kadar bildirilenbenzer 2 olgu daha mevcuttur. Endemik bölgelerde, lomber disk hernisi ayırıcı tanısındaBrusella diskiti akılda tutulmalıdır.
  • Publication
    HEKİMİN HUKUKİ SORUMLULUĞU
    (2013) öz Secer; BAHÇEŞEHİR ÜNİVERSİTESİ
    Hastalıkları önlemek, tedavi etmek veya hafifletmek için tıbbi faaliyette bulunan hekim, bu faaliyetleri esnasında hukuka aykırı bir davranışla hastasına zarar verdiğinde sorumlu olmaktadır. Özel hukukta sorumluluk kavramı ile bir kimsenin hukuka aykırı bir fiille başkasına vermiş olduğu zararı tazmin etmekle yükümlü olması anlatılmak istenmektedir. Hekimin hukuki sorumluluğu kavramı, hekimin tıbbi faaliyetlerin icrası sırasında, hastasına hukuka aykırı olarak vermiş olduğu zararı tazmin etmekle yükümlü olmasını ifade etmektedir. Sorumluluğun kaynağını hekim ile hasta arasında önceden açık veya örtülü olarak kurulmuş bir akit veya somut olayın özelliklerine göre vekâletsiz işgörme veya haksız bir fiil teşkil eder.
  • PublicationOpen Access
    SERUM COPPER AND ZINC STATUS IN OBSTRUCTIVE SLEEP APNEA PATIENTS
    (2013) Pelin, Zerrin; Akyüz, Akın; Karslı Ceppioğlu, Seher; Akyüz, Süreyya; Yurdun, Türkan; Tanımlanmamış Kurum; Marmara Üniversitesi; Marmara Üniversitesi; Bahçeşehir Üniversitesi; Marmara Üniversitesi
    Obstrüktif Uyku Apne Sendromu (OUAS) gece içinde sık tekrarlayan nefes durmaları ve azalmaları, sonrasında oluşan oksijen desaturasyonu ve uyanıklık reaksiyonu ile karakterize bir hastalıktır. OUAS'da gece içindeki oksijen değişimlerinin serbest radikal üretimini arttırarak oksidatif strese neden olduğu düşünülmektedir. Bu çalışmada, OUAS'lı hastalarda oksidatif stresin göstergesi olabilecek, antioksidan savunma mekanizmasının önemli yapı taşlarından Bakır (Cu) ve Çinko (Zn) elementleri serum düzeyleri araştırıldı. Çalışmaya alınan hastalar polisomnografi testinin sonucuna göre 4 gruba ayrıldı. Serum Cu ve Zn düzeyleri alevli atomik absorpsiyon cihazında ölçüldü. Tüm hastalarda açlık kan şekeri düzeyi, kan lipid profili (HDL, LDL, trigliserid, total kolestrol), u?re ve kreatinin değerlendirmeye alındı. Serum Cu seviyelerinin, OUAS hastalarında (hafif derecede OUAS: 109±37 µg/dL, orta derecede OUAS: 93±20 µg/dL, ileri derecede OUAS: 97±14 µg/dL) ve sağlıklı kontrollerde (99±37 µg/dL, p>0.05) benzer olduğu görüldü. Serum Zn düzeyleri, OUAS'lı hastalarda, özellikle ileri derecede OUAS'lı hastalarda (hafif derecede OUAS: 79±9 µg/dL, orta derecede OUAS: 79±12 µg/dL, ileri derecede OUAS: 74±18 µg/dL) kontrole (88±12 µg/dL, p<0.05) kıyasla istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşüktür. Bu çalışma ile, ileri OUAS hastalarının daha fazla oksidatif stres altında olduğu ileri sürülmektedir. OUAS'lı hastalarda Zn alımının, oksidatif stres ve etkilerini azaltmada faydalı olabileceği düşünülmektedir.
  • PublicationOpen Access
    Çocuklarda hematopoetik kök hücrenakli
    (2014) Yeşilipek, Mehmet Akif; Bahçeşehir Üniversitesi
    Kemik iliği nakli günümüzde periferik kan ve göbek kordon kanının da kök hücre kaynağı olarak kullanılabilmesi nedeniyle hematopo- etik kök hücre nakli (HKHN) olarak adlandırılmaktadır. Çocuklarda hematolojik malinitelere ek olarak hemoglobinopatiler, immün ye- tersizlikler, kemik iliği yetersizlikleri ve doğuştan metabolik hastalık- lar gibi birçok hastalıkta kesin tedavi yöntemi olarak kullanılmakta- dır. Altta yatan hastalık dışında nakil sürecinde gelişen enfeksiyonlar ve graft versus host hastalığı prognozu etkileyen en önemli etmen- ler olarak sayılabilir. Bu yazıda kök hücre kaynakları, hazırlama te- davileri, çocuklarda HKHN endikasyonları ve nakil sonrası sorunlar konularında özet bilgiler verilmesi amaçlanmıştır. (Türk Ped Arş 2014, 49: 91-8)
  • PublicationOpen Access
    Autonomic symptoms in idiopathic Parkinson's disease
    (2014) Candan, Fatma; Arı, Semra; Öztop, Özgür; Arıcı Düz, Özge; Cantürk Aydın, İlknur; Işık, Nihal; İstanbul Medeniyet Üniversitesi; T.C. Sağlık Bakanlığı; T.C. Sağlık Bakanlığı; İstanbul Medipol Üniversitesi; İstanbul Medeniyet Üniversitesi; Bahçeşehir Üniversitesi
    Amaç. Otonomik semptomlar, Parkinson hastalığında hayat kalitesini düşüren ve hastalık yükündeetkisi olan temel nedenlerden bir tanesidir. Bu çalışmanın amacı, Parkinson hastalarında OSlarınvarlığının araştırılması ve bu semptomlar ile hastalığın demografik ve klinik özellikleri arasındakiilişkinin incelenmesidir. Yöntem. Çalışmaya 66 İdiopatik Parkinson hastası (47E) dahil edildi.Hastalar, OSları kapsamlı olarak tarayan 23 adet sorunun 6 ana alanda sorgulandığı bir anket(SKOPA-AUT Questionary) ile değerlendirildi. Bu anket ile gastrointestinal fonksiyonlar (7 soru),Üriner fonnksiyonlar (6 soru), kardiovasküler (3 soru), termoregulatuar (4 soru), pupillomotor (1soru) ve seksüel fonksiyonlar (2 soru erkek, 2 soru kadın için) sorgulandı. Semptomların son 1 ayiçindeki varlığı göz önünde bulunduruldu. Toplam skor 69 olup her soru 0 dan (hiç semptom yok)3e (sıklıkla semtom var) kadar skorlandı. Sempomlar ile hastaların yaşı, cinsiyeti, hastalıkbaşlangıç yaşı, hastalık süresi ve Hoenh&Yahr (H&Y) evresi ile arasındaki ilişki incelendi.Bulgular. Hastaların ortalama yaşı 67,1 (9,5), süresi 5,1 (3,9), hastalık başlangıç yaşı 59 (10,9) yılve ortalama Hoehn &Yahr evresi 1,9 (0,75, I-IV) idi. Total SKOPA-AUT skoru 15,9 idi. Totalskor ile yaş ve cinsiyet arasında bir ilişki olmayıp (p>0,05), hastalık süresi ve evresi arasındaanlamlı bir ilişki bulundu (p<0,05). OSların en fazla gözlendiği alan gastrointestinal sistem oluphastalık süresi ve şiddeti ile de ilişkili olduğu saptandı. Sonuç. PHnın erken evrelerinde ve hattahastalığın başlangıç dönemlerinde dahi OSlar görülebilmekte ve hastalık şiddeti ve süresi ile deartış göstermektedir. Parkinson hastalarında OSlara yönelik ileri tetkik ve tedavinin planlanması,hastaların hayat kalitesini arttıracaktır.
  • PublicationOpen Access
    Bubble Over the Head: Adeloye-Odeku Disease in a Turkish Child-Case Report
    (2014) Tanrıkulu, Bahattin; Ekşi, Murat Şakir; Yılmaz, Baran; Urgun, Kamran; Bayri, Yaşar; Marmara Üniversitesi; Marmara Üniversitesi; T.C. Sağlık Bakanlığı; Bahçeşehir Üniversitesi; Marmara Üniversitesi
    Adeloye-Odeku hastalığı, anterior fontanel üzerinde yerleşimli dermoid kistleri tanımlar ve ilk kez 1971 yılında literatüre girmiştir. Bregmaüzerinde yumuşak ve hareketli bir şişlik tespit ettiğimiz, 11 yaşındaki bir kız olguyu sunmaktayız. Lezyon içeriği T2 ve FLAIR ağırlıklı MRincelemelerinde beyin-omurilik sıvısı ile izointensti. Beyin tomografisinde lezyonun altındaki kalvaryumda kemik defekt vardı. Lezyontamamen çıkarıldı ve histopatolojik tanısı dermoid kist olarak geldi. Bu olguda daha önce bildirilmemiş olan, lezyon ile sagital sinüs arasındafibröz bir bantın varlığıydı. Bu sebeple, bu tür lezyonlar her ne kadar subaponörotik yerleşimli olsalar da, ameliyatı planlamadan önce olgularınnöroradyolojik çalışmaları detaylı olarak yapılmalıdır.
  • PublicationOpen Access
    Long-term survival after total pelvic exenteration in a patient with recurrent cervical carcinoma: A case report Rekürren servikal kanserli hastada total pelvik egzenterasyon
    (2014) Turan, Ahmet Taner; Düzgüner, Soner; Zengin, Tuba; Köse, Mahmut Faruk; Taşçı, Tolga; Boran, Nurettin; Tulunay, Gökhan; T.C. Sağlık Bakanlığı; T.C. Sağlık Bakanlığı; T.C. Sağlık Bakanlığı; Bahçeşehir Üniversitesi; T.C. Sağlık Bakanlığı; T.C. Sağlık Bakanlığı; T.C. Sağlık Bakanlığı
    Özet Rekürren servikal kanserin yönetimi rekürrensin bölgesi, yaygınlığı ve hastanın daha önce aldığı tedaviye bağlıdır. Servikal kanser nedeniyle verilen radyoterapi tedavisi sonrasında gelişen santral pelvik relaps durumlarında pelvik egzenterasyon genellikle tek tedavi yaklaşımı olarak gösterilmektedir. Bu olguda, rekürren endoservikal karsinom nedeniyle total pelvik egzenterasyon yapılan hastamızda sağkalım sonuçlarına ilişkin tecrübemizi paylaşıyoruz. J Turk Soc Obstet Gynecol 2014,3:186-8
  • PublicationOpen Access
    Endovasküler aortik onarımda tek merkez deneyimi: Teknik ve klinik yönlerin incelenmesi
    (2014) Güçlü, Orkut; Yümün, Gündüz; Tiryakioğlu, Osman; Demirtaş, Sinan; Tezcan, Orhan; Karahan, Oğuz; Çalışkan, Ahmet; Yavuz, Celal; Dicle Üniversitesi; Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi; Bahçeşehir Üniversitesi; Dicle Üniversitesi; Dicle Üniversitesi; Dicle Üniversitesi; Dicle Üniversitesi; Dicle Üniversitesi
    Amaç: Bu çalışmanın amacı, cerrahisi yüksek riskli aortik patolojiye sahip hastalarda uyguladığımız Endovasküler Aortik Onarım tecrübelerimizin paylaşılması ve önceki raporlarla, gelişen mortalite, komplikasyonlar, ek girişimler açısından kıyaslanarak literatüre katkı sağlanmasıdır. Yöntemler: Retrospektif olarak endovasküler aortik onarım uygulanan hastalar değerlendirildi. Perioperatif 1 aylık mortalite, prosedür esnasındaki ek girişimler, gelişen komplikasyonlar, endoleak tipleri, uygulanan anestezi yöntemi, hastalığın tanısı, komorbid faktörleri ve demografik veriler kaydedildi. Sonuçlar literatürdeki veriler ile karşılaştırıldı. Bulgular: Abdominal endovasküler aortik onarım (EVAR) 19 hastaya uygulandı. Torasik endovasküler aortik onarım (TEVAR) 11 hastaya uygulandı. EVAR hastaları abdominal aort anevrizma tanısı ile işleme alındı. Bu hastaların 9 u rüptür nedeniyle acil olarak opere edildi. TEVAR uygulanan 8 hasta Tip 3 aort diseksiyonu, 1 hasta ise transeksiyon nedeniyle işleme alındı. Tüm vakaların 1 aylık mortalitesi % 10 ( 3 hasta) olarak bulundu. Endoleak gelişen 6 hastadan, 3 tanesi Tip1a, 2 tanesi Tip1 b ve 1 tanesi de Tip 2 idi. İki hastaya Tip1a ve 1 hastaya daTip1b endoleak nedeniyle balon anjioplasti yapıldı. Bir hastada postoperatif kontrast nefropatisine bağlı kronik böbrek yetmezliği(% 3,3) gelişti. Postoperatif dönemde hematom nedeniyle 2 (%6,7) hastada reeksplorasyon uygulandı. Sonuç: Endovasküler yöntemler aort patolojilerinde teknolojinin de ilerlemesiyle sıkça tercih edilen bir tedavi yöntemi haline gelmiştir. Bizim serimizde olduğu gibi cerrahi açıdan ciddi risk taşıyan hasta grubunda endovasküler yöntemlerin güvenle tercih edilebilecek bir alternatif olduğu kanaatindeyiz.
  • PublicationOpen Access
    Gerçek mikotik anevrizma-mantar infeksiyonuna bağlı gelişen mikotik abdominal aort anevrizması
    (2014) Aksoy, Murat; Tihan, Deniz; Bahçeşehir Üniversitesi; T.C. Sağlık Bakanlığı
    Yakınması ile kliniğimize başvurdu. Yapılan incelemelerde hastanın abdominal aort anevrizması olduğu saptandı. Hastaya tübüler greft ile onarım yapıldı. Ameliyat piyesinin patolojik incelemesi sonucu hastada mantar infeksiyonuna bağlı anevrizma gelişmiş olduğu görülerek hastaya amfoterisin B tedavisi başlandı. Takipleri esnasında greft ayrışması gelişen hasta tekrar ameliyata alınarak greft eksizyonu, aort güdük ligasyonu, aksillobifemoral greft bypass uygulandı. Hasta taburcu edildikten 15 ay sonra ağızdan kan gelmesi nedeniyle acil cerrahi polikliniğine başvurdu. Burada yapılan tetkiklerinde ise aortoduodenal fistül saptanan hastaya kısmi duodenum rezeksiyonu, uç uca duodenoduodenostomi uygulandı. Fungal infeksiyona bağlı gelişen mikotik anevrizma nedeniyle kliniğimizce opere edilen ve takipleri esnasında çeşitli komplikasyonlar sonrası mükerrer ameliyatlar uygulamak zorunda kaldığımız bu ilginç olguyu paylaşmak istedik.
  • PublicationOpen Access
    The morphologic and functional features of LAD myocardial bridging at multi-detector computed tomography coronary angiography: correlation with coronary artery disease
    (2015) Aydın, Ahmet Alper; Çubuk, Rahmi; Atasoy, Mehmet Mahir; Dağdeviren, Bahadır; Gürol, Tayfun; Soylu, Özer; Bahçeşehir Üniversitesi; Maltepe Üniversitesi; Maltepe Üniversitesi; Bahçeşehir Üniversitesi; Bahçeşehir Üniversitesi; Bahçeşehir Üniversitesi
    Amaç Çalışmamızın amacı çok kesitli bilgisayarlı tomografi (ÇKBT) ile saptanan sol ön inen arter (LAD) miyokart köprülerinin (MK) morfolojik ve fonksiyonel özelliklerini ve koroner arter hastalığı ile ilişkisini geriye dönük olarak değerlendirmektir.Çalışma planı Çalışmaya ÇKBT ile koroner anjiyografi yapılan 191 ardışık hasta dahil edildi. Koroner lezyonlar ve MKnin morfolojik özellikleri (derinlik, uzunluk, koroner ağzına olan uzaklığı) incelendi.Bulgular Çok kesitli bilgisayarlı tomografi ile LADde 41 hastada (%21.5) MK tespit edildi. MK proksimalinde aterosklerotik lezyon %49 (20/41) oranında saptandı. MK segmentinin derinliği ile sistolik baskının derecesi arasında istatistiki olarak anlamlı ilişki saptandı (r=0.538, p<0.01). MB segmentinin koroner ağzından uzaklığı ile sistolik baskının derecesi arasında ilişki saptanmadı. MK segmentinin uzunluğu ile sistolik baskı derecesi arasında ilişki saptanmadı (r=0.058, p=0.721). MKnin morfolojik özellikleri ile proksimal bölümde saptanan koroner arter hastalığı arasında ilişki bulunamadı.Sonuç Çok kesitli bilgisayarlı tomografi ile MKnin fonksiyonel ve morfolojik özellikleri iyi bir şekilde belirlenebilir. MK olan koroner segmentinin derinliği, baskı derecesi ile ilişkili olup MK özellikleri ile MKnin proksimal bölümünde gözlenen koroner arter hastalığı arasında ilişki saptanmamıştır.