Araştırma Çıktıları | WoS | Scopus | TR-Dizin | PubMed

Permanent URI for this communityhttps://hdl.handle.net/20.500.14719/1741

Browse

Search Results

Now showing 1 - 10 of 804
  • PublicationOpen Access
    A preliminary study of tracking B-cell kinetics in patients with lung transplantation by monitoring kappa-deleting recombination excision circles
    (BAYCINAR MEDICAL PUBL-BAYCINAR TIBBI YAYINCILIK, 2022) Akbulut, Zeynep; Akdeniz, Tuba; Vayvada, Mustafa; Kalamanoğlu, Merih; Yeğinsu, Ali; Yanıkkaya Demirel, Gülderen; Kutlu, Cemal Asım; Maltepe University; Yeditepe University; Bahcesehir University; Istanbul Yeni Yuzyil University; Yeditepe University; Bahcesehir University
    Background: This study aims to evaluate humoral immune system response by measuring copy numbers of kappa-deleting recombination excision circles (KREC) gene segment from B lymphocytes in patients with lung transplantation. Methods: Between September 2015 and November 2016, a total of 11 patients (8 males, 3 females, mean age: 45.4 +/- 12.0 years, range, 23 to 59 years) who underwent lung transplantation with different primary indications were included. The copy numbers of KREC gene segment were quantified using real-time polymerase chain reaction method in peripheral blood samples collected pre- and post-transplantation. The samples of the patients were compared with the KREC levels in deoxyribonucleic acid extracted from blood samples of healthy children. Results: There was no significant change in KREC levels between pre- and post-operation (p=0.594 and p=0.657), although the median values indicated that the highest increase in the KREC levels (7x10(5)-12x10(5) , 85-170) was on Day 7 of transplantation. There was a positive correlation between the KREC levels (mL in blood) and lymphocytes at 24 h after transplantation (p=0.043) and between KREC copies per 10(6) of blood and age on Day 7. Conclusion: Our preliminary results suggest that KREC levels as an indicator of B lymphocyte production are elevated after lung transplantation. A prognostic algorithm by tracking B cell kinetics after post-transplantation for long-term follow-up can be developed following the confirmation of these preliminary results with more patient samples.
  • PublicationOpen Access
    A mentorship model for teacher education: Young STEM researchers and practitioners program
    (MEHMET TEKEREK, 2022) Yabas, Defne; Bozoğlu, Hayriye Sinem; Bahçeşehir Üniversitesi
    The current research is about the impact of the young STEM researchers and practitioners program implemented within the STEM: Integrated teaching project. The aim of the program is to incorporate STEM integrated teaching knowledge in the teacher preparation period. In this phenomenological study, we explored five pre-school teachers' program experiences and their STEM conceptions. Data were collected with semi-structured interviews, including questions about the impact and elements of the program and participants' STEM conceptions. Content analysis showed that awareness for STEM education, development of integrated teaching knowledge, and program elements were the emergent themes about the program experience. Teacher candidates responded to the models that include real-world problems and engineering as contexts as most desirable when shown STEM education models to understand their STEM conceptions. The young STEM researchers and practitioners program can be evaluated as a developing model to be incorporated into teacher education programs. Further research can explore how pre-service teachers form their STEM conceptions and develop their integrated teaching knowledge.
  • PublicationOpen Access
    Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Öğrencilerinin Öğrenme Stili Tercihlerine Göre Akademik Başarı, Akademik Öz Güven ve Eğitim Ortamı Algısının Karşılaştırılması
    (2025) Açar, Görkem; Delibay, Aylin Aydoğdu; Kiloatar, Hümeyra; Turan, Onur; Bahçeşehir Üniversitesi; Kütahya Sağlık Bilimleri Üniversitesi; İstanbul Atlas Üniversitesi
    Bu çalışmanın amacı lisans düzeyindeki fizyoterapi ve rehabilitasyon öğrencilerinin farklı öğrenme stili tercihlerine göre akademik başarılarını, akademik özgüvenlerini ve öğrenme çevrelerini incelemekti. Çalışmaya lisans düzeyindeki 180 fizyoterapi ve rehabilitasyon öğrencisi dahil edilmiştir. Bireylerin öğrenme stili tercihleri Kolb Öğrenme Stili Envanteri-3 ile, öğrenme çevreleri Dundee Mevcut Eğitim Ortamı Değerlendirme Ölçeği (DREEM) ile, özgüvenleri ise Akademik Özgüven Ölçeği (AÖÖ) ile değerlendirilmiştir. Bireylerin akademik başarıları Genel Akademik Not Ortalamaları aracılığıyla değerlendirilmiştir. Farklı öğrenme stillerini tercih eden bireylerin Akademik Özgüven Ölçeği ile ölçülen akademik özgüvenleri benzerdi (p>0,05). Farklı öğrenme stillerini tercih eden bireylerin DREEM anketiyle ölçülen öğrenme çevresi algıları istatistiksel olarak farklıydı (p<0,05). Özümseyen öğrenme stilini tercih eden öğrencilerinin DREEM puanı ayrıştıran ve yerleştiren öğrenme stilini tercih eden bireylere göre daha düşük bulundu (p<0,05). Farklı öğrenme stillerini tercih eden bireylerin akademik başarıları istatistiksel olarak farklı bulundu (p<0,05). Değiştiren ve ayrıştıran öğrenme stillerine sahip öğrenciler arasında (χ² = 16.36, p = 0.0025), ayrıca yerleştiren ve ayrıştıran öğrenme stillerine sahip öğrenciler arasında (χ² = 16.37, p = 0.0025) istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar bulunmuştur. Bu çalışma, fizyoterapi ve rehabilitasyon öğrencilerinde öğrenme stili tercihlerinin akademik başarı ve öğrenme ortamı algısı üzerinde anlamlı bir etkisi olduğunu ortaya koymuştur. Özümseyen öğrenme stiline sahip öğrencilerin eğitim ortamına yönelik memnuniyet düzeylerinin daha düşük olduğu, ayrıştırıcı öğrenme stiline sahip öğrencilerin ise akademik başarılarının daha düşük olduğu bulunmuştur. Buna karşılık, akademik özgüven düzeyleri öğrenme stilleri arasında anlamlı bir farklılık göstermemiştir. Bu bulgular, farklı öğrenme stillerine uygun eğitim stratejilerinin geliştirilmesinin, fizyoterapi ve rehabilitasyon eğitiminde öğrenci memnuniyetini ve akademik başarıyı artırabileceğini göstermektedir.
  • PublicationOpen Access
    Alterations of il-1 and VEGF after ischemia-reperfusion injured uterus and ovary in rats, İskemi/reperfüzyon hasarı sonrası sıçanların over ve uterusunda il-1 ve VEGF değişiklikleri
    (Logos Medical Publishing, 2020) Ersoy, Yasemin; Şentürk, Gözde Erkanli; Ersoy, Yasemin, Department of Histology and Embryology, Bahçeşehir Üniversitesi, Istanbul, Turkey; Şentürk, Gözde Erkanli, Department of Histology and Embryology, İstanbul University-Cerrahpaşa Cerrahpaşa Faculty of Medicine, Istanbul, Turkey
    Objective: Ischemia/reperfusion injury causes parenchymal and endothelial cell damage as a result of inflammation. Vascular endothelial growth factor (VEGF) expressed in every kind of tissue in human body has important roles in migration, proliferation, endothelial cell perme-ability, angiogenesis and vasculogenesis. IL-1 is a one of the cytokine family members, and plays important roles in hematopoiesis, inflammatory reactions and immune system regulation. Furthermore, auto-inflammatory diseases are treated by IL-1 as therapeutic agent. The aim of this study is to observe changes of VEGF and IL-1 immunreactivity in ischemia/reperfused rat uterus and ovary. Method: Rats were separated into two groups. Control group and ischemia/reperfusion group which rats were subjected to 45 min ischemia/45 min reperfusion. Samples from uterus and ovary were fixed with 10% neutral formaldehyde and stained with H&E. VEGF and IL-1 immu-nohistochemistry was applied. Results: Histopathological results showed severe degeneration of endometrium in uterus and ovarian follicles in ischemia/reperfusion group. VEGF and IL-1 immunoreactivity increased in uteruses and ovaries of ischemia/reperfusion group when compared to control group Conclusion: In consequence, the present results suggest that VEGF and IL-1 may be potential detection marker for ischemia/reperfusion injured uterus and ovary. Moreover, VEGF and IL-1 might be in relation with each other to regenerate uterus and ovary. © 2021 Elsevier B.V., All rights reserved.
  • PublicationOpen Access
    Levels of Hope and Hopelessness in Students Educated in Health Sciences, Saglik Alaninda Ogrenim Goren Ogrencilerin Umut ve Umutsuzluk Duzeyleri
    (2020) Razak Özdinçler, Arzu; Coskunsu, Dilber Karagozoglu; Kaya Aytutuldu, Guzin Kaya; Kaya Mutlu, Ebru; Entwicklungspsychologie, (1995); Bilim Dizisi, (1985); Turk Dil Kurumu Turkce Sozluu, (2012); Rideout, Elizabeth M., Hope, morale and adaptation in patients with chronic heart failure, Journal of Advanced Nursing, 11, 4, pp. 429-438, (1986); Kriz Dergisi, (1993); Ataturk Sosyal Bilimler Enstitusu Dergisi, (2012); Kriz Dergisi, (1993); Anadolu Psikiyatri Dergisi, (2002); Deisim Yayinlari, (2002); Selcuk Universitesi Ahmet Kelesolu Eitim Fakultesi Dergisi, (2009); Razak Özdinçler, Arzu, Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bolumu, University of Health Sciences, Istanbul, Turkey; Coskunsu, Dilber Karagozoglu, Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bolumu, University of Health Sciences, Istanbul, Turkey; Kaya Aytutuldu, Guzin Kaya, Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bolumu, University of Health Sciences, Istanbul, Turkey; Kaya Mutlu, Ebru, Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü, Istanbul University-Cerrahpasa, Istanbul, Turkey
    Objective: The aim of this study is to compare the hopelessness level of students who are being educated at the most commonly preferred health faculties of Turkey and to investigate their occupational awareness level and occupational concerns. Materials and Methods: A total of 470 final year students who were being educated at the Faculty of Health Sciences, Faculty of Pharmacy, Dentistry School, and Nursing School were included in the study. The Personal Information Questionnaire
  • PublicationOpen Access
    Hipofizer Cushing Hastalığında Endoskopik Yaklaşımın Nüansları
    (2025) Emengen, Atakan; Yılmaz, Eren; Gökbel, Aykut; Çabuk, Burak; Anık, İhsan; Ceylan, Savaş; BAHÇEŞEHİR ÜNİVERSİTESİ; CİHANBEYLİ DEVLET ÜNİVERSİTESİ; KOCAELİ ÜNİVERSİTESİ
    AMAÇ: Cushing hastalığı, hipofiz adenomundan salgılanan adrenokortikotropik hormon (ACTH) nedeniyle endojen hiperkortizolizm ile karakterize bir patolojidir. Bu çalışma, 2001 ve 2021 yılları arasında, endoskopik olarak gerçekleştirilen ACTH adenomu vakalarını retrospektif olarak gözden geçirmeyi amaçlamıştır. GEREÇ ve YÖNTEMLER: Ağustos 1997 ile Eylül 2021 tarihleri arasında, Tıp Fakültesi Hipofiz Araştırma Merkezinde Cushing hastalığı için toplam 344 hasta opere edildi. Bu hastaların verileri retrospektif olarak analiz edildi. Tıbbi kayıtlar, laboratuvar çalışmaları, radyolojik görüntüler ve ameliyat videoları analiz edildi. Bazı vakalarda, nüks oranları ve farklı patolojik sonuçlar da belirtildi. BULGULAR: Hastaların yaş ortalaması 38 idi (min 8, maks 72). Preoperatif MRG’lerinde 210 mikroadenom, 84 makroadenom ve 50 hastada lezyon belirlenememişti. 344 hastanın 194’ünde selektif adenomektomi (koruyucu cerrahi) gerçekleştirildi. 150 hastada ise eksplorasyon cerrahisi veya parsiyel hipofizektomi/hemihipofizektomi gerçekleştirildi. SONUÇ: Cerrahın deneyimi ve uygun cerrahi stratejinin kararı, Cushing hastalığının tedavisinde sonuç üzerinde etkilidir. Cushing hastalığının cerrahi tedavisinde, psödokapsüler rezeksiyon, selektif adenomektomi ve hipofizektomi gibi farklı tanımlamalar yapılırken, nüks oranlarının yüksekliği nedeniyle farklı yaklaşımlar geliştirilmelidir.
  • PublicationOpen Access
    A Comprehensive Morphological and Morphometric Study of the Spinoglenoid Notch and Ligament/ Membrane: Possible Clinical Relevance of Suprascapular Nerve Entrapment
    (2025) Usta, Ahmet; Coşkun, Osman; Gürses, İlke Ali; Gayretli, Özcan; Çetiner Kale, Aysin; Kına, Adnan; Şahinoğlu, Kayıhan; Öztürk, Adnan
    Objective: This study aimed to determine the anatomical fea- tures and clinical significance of the spinoglenoid notch and spinoglenoid ligament-membrane as well as the branches of the suprascapular nerve to the infraspinatus muscle as these struc - tures may cause compression of this nerve. Material and Methods: Fifty sides (25 right and 25 left) were studied on 26 fixed cadavers belonging to the Department of Anatomy, İstanbul University, İstanbul Faculty of Medicine. The suprascapular nerve branches to the infraspinatus muscle and spinoglenoid ligament-membrane were examined in cadavers, and the spinoglenoid notch was investigated in 50 dry scapulae. Result: The suprascapular nerve had two branches to the in - fraspinatus muscle in 22 cadavers on 37 sides (74%) and three branches to this muscle in 11 cadavers on 13 sides (26%). On 31 sides the spinoglenoid membrane and on 19 sides the spinoglenoid ligament were observed. Related to the spinoglenoid notch, the mean width was 17.17±2.17 mm, and the mean depth was 17.45±2.03 mm in calliper measurements on dry bones, while the mean width was 16.99±1.88 mm, the mean depth was 17.73±2 mm and the mean area was 282.04±55.27 mm² in com - puted tomography measurements. Conclusion: The presented data regarding the spinoglenoid notch in which the suprascapular nerve is frequently compressed and the branches of the suprascapular nerve to the infraspinatus muscle may guide the surgical treatment of the related entrap- ment syndrome.
  • PublicationOpen Access
    Deprem Konutlarında Kullanılabilecek Farklı Duvar Tiplerinde Isıtma Enerjisi Tüketimi ve Çevresel Etkilerinin Analizi: Gaziantep Örneği
    (2025) Somer, Melek Elif; Bahçeşehir Üniversitesi
    Avrupa Birliği’nin geleceğe yönelik çalışmalarının bir konusu da iklim değişikliğine dirençli yapılardır. Küresel ısınma sorununa yönelik tedbirler kapsamında binalarda ısı yalıtımı yönetmeliğine ilişkin TS 825 standardı revize edilerek 1 Nisan 2025 tarihinde Türkiye’de yürürlüğe girmiştir. Küresel iklim değişikliğine yol açan sera gazı emisyon artışlarında meskenlerde tüketilen enerjinin yanında inşaat sektörü için üretilen malzemelerin payı da yadsınamaz. Türkiye Cumhuriyeti Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı 6 Şubat 2023 depreminde yıkılan kırsal yapıların yeniden yapım çalışmalarını halihazırda yürütmektedir. Buna istinaden deprem sonrası kırsal yapılarda yapı malzemesi olarak ahşap kullanımının irdelenmesi gerekli görülmüştür. Çalışmanın ana amacı depremden etkilenen şehirlerden biri olan Gaziantep’teki varsayımsal tek katlı kırsal bir konut çerçevesinde farklı dış duvar tiplerinin etkilerini incelemektir. Alternatifleri değerlendirmek amacıyla, yaygın olarak kullanılan tuğla dışında iki farklı ahşap esaslı dış cephe duvarı önerilmiş ve doğal gaz yoğuşmalı kazan kullanımı ve doğal havalandırma durumu için DesignBuilder 6.1 EnergyPlus 8.9 kullanılarak ısıtma enerjisi tüketimleri hesaplanmıştır. Bunun ardından söz konusu dış duvar tipleri uluslararası Çevresel Ürün Deklarasyon (EPD) dökümanları doğrultusunda Küresel Isınma Potansiyeli ve Üretim Enerjisi başlıklarında incelenmiştir. Bu çalışmadaki karşılaştırmalı tartışma sonuçlarının sürdürülebilirlik konusunda çalışan tüm mühendis, mimar ve araştırmacılar için faydalı olacağı düşünülmektedir.
  • PublicationOpen Access
  • PublicationOpen Access
    Depresyonun Önlenmesi ve Tedavisinde Demir, Çinko, Bakır ve Magnezyumun Rolü
    (2020) Kanun, Şevval Zeynep ; Koç, Bilge; Bahçeşehir Üniversitesi; Bahçeşehir Üniversitesi
    Depresyon, dünya üzerinde 300 milyondan fazla kişide görülmekte olan yaygın bir duygudurum bozukluğu olarak bilinmektedir.Depresyonun oluşum sebepleri genetik özellikler veya çevresel özelliklerden kaynaklı olabilir. En önemli çevresel faktörlerden biri ise beslenme durumudur. Sosyoekonomik durum, çeşitli psikolojik etmenler,kronik hastalıklar, gebelik, postpartum, menopoz, stres faktörleri, uykudüzeni gibi birçok etkenin yanı sıra, yetersiz veya dengesiz bir beslenmealışkanlığı, kafein tüketim seviyesi vb. beslenmeye bağlı etmenler depresyon belirtilerinin oluşumunda önemli rol oynar. Öte yandan, vitaminve mineraller başta olmak üzere belli başlı besin ögesi eksiklikleriningiderilmesi, depresyonun önlenmesini veya oluşumundan sonra tedavisini sağlayabilir. Beslenmeye bağlı etmenler arasında üzerine en fazlaaraştırılma yapılan konulardan biri mikronütrient eksiklikleridir. Hemvitamin hem de mineral eksiklikleri nörolojik yolakları ve nörolojikfonksiyonları etkileyen en önemli faktörler arasında bulunmaktadır. Busebeple, vitamin ve minerallerin depresyonun önlenmesi ve tedavisindegörev alabileceği düşünülmektedir. Bu alanda, özellikle mineraller konusunda oldukça fazla araştırma ve klinik çalışma yapılmış bulunmakta,ancak hâlâ kesin bir kanıya varabilmek için daha fazla veriye ihtiyaç duyulmaktadır. Minerallerin nörolojik fonksiyonlar ve bu seviyede görevalan enzimler üzerindeki önemli etkisi günümüze dek birçok çalışmadaortaya konulmuştur. Bu çalışmada, çeşitli veri tabanları taranmış vedemir, çinko, bakır ve magnezyum elementlerinin depresyonun önlenmesindeki ve depresyon tedavisindeki rollerini araştıran yayınlar incelenmiştir.